Kefalet Sözleşmesi — Noter Zorunluluğu ve Geçerlilik Koşulları
Kefalet Sözleşmesi — Noter Zorunluluğu ve Geçerlilik Koşulları
Kefalet sözleşmesi, borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde kefilin alacaklıya karşı borcu üstlenmeyi taahhüt ettiği bir sözleşme türüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 581-603. maddeleri arasında ayrıntılı biçimde düzenlenen kefalet sözleşmesi, ticari hayatta ve bireysel kredi ilişkilerinde en sık başvurulan teminat araçlarından biridir. Kefalet sözleşmesinin geçerliliği, sıkı şekil şartlarına bağlanmış olup, bu şartlara uyulmaması halinde sözleşme kesin hükümsüzdür. Bu makalede kefalet sözleşmesinin tanımı, geçerlilik koşulları, noter zorunluluğu, eşin rızası, adi ve müteselsil kefalet farkı ile uygulamadaki sorunları kapsamlı biçimde ele alacağız.
Kefalet Sözleşmesinin Tanımı ve Hukuki Niteliği
Kefalet sözleşmesi, TBK m.581 uyarınca kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Kefalet, bağımsız bir borç ilişkisi değil, asıl borca bağlı (fer'i nitelikte) bir teminat sözleşmesidir. Bu nedenle asıl borç geçersiz veya sona ermişse, kefalet de geçersiz olur veya sona erer.
Kefaletin fer'i niteliği, kefilin sorumluluğunun asıl borçlunun borcu ile sınırlı olduğu anlamına gelir. TBK m.586 uyarınca kefil, her durumda asıl borçlunun borcundan fazlasıyla sorumlu tutulamaz. Asıl borcun azalması halinde kefaletin kapsamı da azalır; ancak asıl borcun artması kefaletin kapsamını genişletmez.
Kefalet sözleşmesinin tarafları kefil ve alacaklıdır. Borçlu, kefalet sözleşmesinin tarafı değildir. Bu nedenle kefalet sözleşmesi, borçlunun bilgisi veya rızası olmaksızın da kurulabilir. Ancak uygulamada genellikle borçlu ile kefil arasında bir güven ilişkisi (akrabalık, arkadaşlık, iş ilişkisi vb.) bulunmaktadır.
Kefalet Sözleşmesinin Şekil Şartları
TBK m.583, kefalet sözleşmesinin geçerliliğini sıkı şekil şartlarına bağlamıştır. Bu şekil şartları, kefili koruma amacı taşımakta olup emredici niteliktedir. Şekil şartlarına uyulmaması halinde kefalet sözleşmesi kesin hükümsüzdür.
1. Yazılı Şekil: Kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Sözlü olarak yapılan kefalet sözleşmeleri geçersizdir.
2. Azami Sorumluluk Miktarının Belirtilmesi: TBK m.583/1 uyarınca kefilin sorumlu olacağı azami miktarın kefalet sözleşmesinde açıkça gösterilmesi zorunludur. Azami miktarın belirtilmemesi halinde kefalet sözleşmesi geçersizdir. Bu düzenleme, kefilin ne kadar borçla karşı karşıya kalabileceğini önceden bilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.
3. Kefalet Tarihinin Belirtilmesi: Kefalet sözleşmesinde kefalin verildiği tarihin yazılması zorunludur. Tarih belirtilmemesi, sözleşmenin geçerliliğini etkiler.
4. Kefilin El Yazısı ile Beyan: TBK m.583/2 hükmüne göre kefilin, sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması halinde bu sıfatını kendi el yazısıyla yazması zorunludur. Bu düzenleme, kefilin üstlendiği riskin farkında olmasını sağlamayı amaçlamaktadır. El yazısı şartının yerine getirilmemesi halinde kefalet sözleşmesi geçersizdir.
Bu şekil şartlarının tamamı emredici nitelikte olup, kefili koruma amacı taşır. Yargıtay, şekil şartlarının sıkı bir biçimde uygulanması gerektiğini vurgulayan pek çok karar vermiştir.
Kefalet Sözleşmesinde Eşin Yazılı Rızası
TBK m.584 hükmü, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için eşin yazılı rızasını aramaktadır. Bu düzenleme, 6098 sayılı TBK ile getirilen önemli bir yeniliktir ve aile birliğinin korunması amacını taşımaktadır.
TBK m.584/1 uyarınca eşlerden birinin kefil olabilmesi için diğer eşin yazılı rızasının alınması zorunludur. Bu rıza, kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulması anında verilmelidir. Rızanın sözleşmeden sonra verilmesi (icazet) kefalet sözleşmesini geçerli kılmaz.
Eşin rızası, kefalet sözleşmesinde kefil olarak gösterilen kişinin eşinden alınmalıdır. Rıza yazılı şekilde verilmelidir ve eşin kefaletin niteliğini, kapsamını ve risklerini bilmesi gerekir. Rızada kefilin sorumlu olacağı azami miktarın belirtilmesi de önemlidir.
Eşin rızası aranmayan istisnai durumlar TBK m.584/2'de düzenlenmiştir. Buna göre ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletlerde eşin rızası aranmaz. Bu istisna, ticari hayatın gerekliliklerini karşılamayı amaçlamaktadır.
Eşin rızası olmaksızın yapılan kefalet sözleşmesi kesin hükümsüzdür. Bu hükümsüzlük, sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğu anlamına gelir. Hâkim, eşin rızasının bulunup bulunmadığını resen (kendiliğinden) araştırır.
Adi Kefalet ve Müteselsil Kefalet Farkı
TBK, kefalet sözleşmesini adi kefalet ve müteselsil kefalet olmak üzere iki ana türe ayırmıştır. Bu iki tür arasındaki fark, alacaklının kefile başvurma koşulları bakımından büyük önem taşır.
Adi Kefalet (TBK m.585-588): Adi kefalette alacaklı, öncelikle asıl borçluya başvurmak zorundadır. Kefile ancak asıl borçlu aleyhine yapılan takibin sonuçsuz kalması veya borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğüne düşmesi halinde başvurulabilir. TBK m.585 uyarınca alacaklı, borçluya karşı takibe geçmeden ve taşınmaz rehinlerini paraya çevirmeden kefili takip edemez. Bu düzenleme, kefilin ikincil (tali) nitelikteki sorumluluğunu yansıtmaktadır.
Adi kefalette kefilin tartışma def'i (peşin dava def'i) bulunmaktadır. Kefil, alacaklının öncelikle borçluya başvurmasını talep edebilir. Tartışma def'inin kullanılması halinde alacaklı, kefili takip edebilmek için borçluya karşı gerekli takip işlemlerini tamamlamak zorundadır.
Müteselsil Kefalet (TBK m.586-588): Müteselsil kefalette alacaklı, borçluya başvurmaksızın doğrudan kefile başvurabilir. Kefil, borçlu ile birlikte müteselsil (zincirleme) olarak sorumludur. Bu tür kefalette kefilin tartışma def'i bulunmaz; alacaklı, dilerse borçluyu atlayarak doğrudan kefile takip başlatabilir.
Müteselsil kefaletin geçerliliği için kefilin "müteselsil kefil" sıfatını kendi el yazısıyla kefalet sözleşmesine yazması zorunludur (TBK m.583/2). Bu el yazısı şartının yerine getirilmemesi halinde kefalet adi kefalet olarak kabul edilir, kesin hükümsüzlük söz konusu olmaz.
| Özellik | Adi Kefalet | Müteselsil Kefalet |
|---|---|---|
| Alacaklının Başvuru Sırası | Önce borçluya başvurmalı | Doğrudan kefile başvurabilir |
| Tartışma Def'i | Var | Yok |
| Kefilin Sorumluluğu | Tali (ikincil) | Asli (birincil) |
| El Yazısı Şartı | Azami miktar + tarih | Azami miktar + tarih + müteselsil sıfatı |
| Risk Düzeyi | Kefil için düşük | Kefil için yüksek |
Kefalet Sözleşmesinde Noter Uygulaması
TBK, kefalet sözleşmesinin noter huzurunda yapılmasını zorunlu kılmamaktadır; yazılı şekil yeterlidir. Ancak uygulamada kefalet sözleşmelerinin noter huzurunda düzenlenmesi veya onaylanması, birçok açıdan avantaj sağlamaktadır.
Noter huzurunda düzenlenen kefalet sözleşmesi, resmi senet niteliği taşır ve kesin delil gücüne sahiptir. Bu durum, özellikle kefilin sözleşmeyi imzalamadığını veya el yazısının kendisine ait olmadığını iddia etmesi halinde büyük önem kazanır. Noter, kefilin kimliğini tespit eder, el yazısının kefile ait olduğunu doğrular ve sözleşmenin içeriğini taraflara okur.
Bankacılık uygulamalarında kefalet sözleşmeleri genellikle banka tarafından hazırlanan standart formlar üzerinden yapılmaktadır. Bu formlarda el yazısı şartının yerine getirilmesi konusunda dikkatli olunmalıdır. Yargıtay, banka kefalet sözleşmelerinde el yazısı şartının yerine getirilmemesi halinde kefaleti geçersiz sayan pek çok karar vermiştir.
Ticari kefalet sözleşmelerinde noter huzurunda düzenleme yapılması, sözleşmenin ilerde ilamlı icra takibine dayanak oluşturması açısından da avantajlıdır. Noterlik Kanunu m.68 uyarınca noterler tarafından düzenlenen belirli para borcu içeren senetler, ilamlı icra takibine konu edilebilir.
Kefalet Süresine İlişkin Düzenlemeler
TBK, kefalet sözleşmesinin süresine ilişkin çeşitli sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalar, kefilin uzun süreli ve belirsiz taahhütlerle karşı karşıya kalmasını önleme amacı taşır.
Belirli Süreli Kefalet: TBK m.598/1 uyarınca kefalet belirli bir süre için verilmişse, sürenin dolmasıyla kefalet sona erer. Kefilin sorumluluğu, süre içinde doğan ve muaccel olan borçlarla sınırlıdır.
Belirsiz Süreli Kefalet: TBK m.598/2 uyarınca belirsiz süreli kefalette kefil, asıl borcun muaccel olmasından itibaren bir ay içinde alacaklıdan takip hakkını kullanmasını isteyebilir. Alacaklı bu süre içinde takip yapmazsa kefil borcundan kurtulur. Bu düzenleme, kefilin belirsiz süre boyunca sorumlu tutulmasını engellemektedir.
Gerçek Kişi Kefil İçin Süre Sınırı: TBK m.598/3 hükmüne göre gerçek kişi kefilin sorumluluğu, kefalet tarihinden itibaren 10 yılın geçmesiyle sona erer. Bu süre kesin olup, tarafların anlaşmasıyla uzatılamaz. 10 yıllık sürenin dolmasıyla kefalet kendiliğinden sona erer. Ancak kefil, 10 yıllık süre dolmadan yeni bir kefalet sözleşmesi yaparak sorumluluğunu yenileyebilir.
Kefilin Hakları ve Rücu
Kefil, alacaklıya ödeme yaptıktan sonra borçluya rücu etme hakkına sahiptir. TBK m.596 uyarınca kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde alacaklının haklarına halef olur. Bu halefiyet, kanuni halefiyet niteliğinde olup, ayrı bir devir işlemi gerektirmez.
Kefilin rücu hakkı, ödediği miktarı, ödeme tarihinden itibaren faizini ve yaptığı zorunlu giderleri kapsar. Kefil, borçluya başvurarak bu tutarların tamamını talep edebilir. Birden fazla kefil bulunması halinde kefiller, borçluya rücu haklarını bağımsız olarak kullanabilirler.
Kefilin borçluya karşı rücu hakkını kullanabilmesi için, kefilin alacaklıya ödeme yapmadan önce borçluyu bilgilendirmesi önemlidir. TBK m.597 uyarınca kefil, borçluyu bilgilendirmeden ödeme yapmışsa ve borçlu da ayrıca alacaklıya ödeme yapmışsa, kefil borçluya rücu edemez; yalnızca alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme davası açabilir.
Kefalet Sözleşmesinin Sona Ermesi
Kefalet sözleşmesi çeşitli nedenlerle sona erebilir:
Asıl Borcun Sona Ermesi: Kefaletin fer'i niteliği gereği, asıl borcun ödenmesi, ibra, zamanaşımı veya diğer nedenlerle sona ermesi halinde kefalet de kendiliğinden sona erer.
Sürenin Dolması: Belirli süreli kefalette sürenin dolmasıyla, gerçek kişi kefalette 10 yıllık sürenin dolmasıyla kefalet sona erer.
Alacaklının Kusurlu Davranışı: TBK m.599 uyarınca alacaklı, kefilin kefalet sırasında var olan veya borçludan sonra alınmış olan güvencelerden (rehin, ipotek vb.) kefilin zararına olarak vazgeçerse, kefalet bu ölçüde sona erer.
İflas: Kefilin iflası halinde, iflas masasına alacak kaydı yapılır. Borçlunun iflası halinde ise alacaklının iflas masasına başvuru hakkı doğar.
Uygulamada Sık Karşılaşılan Sorunlar
Kefalet sözleşmesi uygulamasında çeşitli sorunlar sıklıkla gündeme gelmektedir:
El Yazısı Şartının Yerine Getirilmemesi: Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, TBK m.583/2 uyarınca kefilin el yazısıyla yazması gereken unsurların (azami miktar, tarih, müteselsil kefil sıfatı) eksik bırakılmasıdır. Bu eksiklik, kefalet sözleşmesinin geçersizliğine yol açar.
Eş Rızasının Alınmaması: TBK m.584 uyarınca eşin yazılı rızası olmaksızın yapılan kefalet sözleşmeleri geçersizdir. Uygulamada bazı alacaklılar, özellikle bankalar, eş rızasını almada titiz davranmaktadır; ancak yine de eksiklikler görülebilmektedir.
Azami Miktarın Belirsiz Bırakılması: Kefilin sorumlu olacağı azami miktarın belirlenmemesi veya "borçlunun tüm borçlarından" şeklinde belirsiz ifadeler kullanılması, kefalet sözleşmesinin geçersizliğine neden olur.
Banka Kefalet Formlarındaki Sorunlar: Bankaların standart kefalet formlarında bazen şekil şartlarına uyulmadığı görülmektedir. Yargıtay, bu tür formların geçerliliğini sıkı biçimde denetlemektedir.
Yargıtay Kararları Işığında Kefalet
Yargıtay, kefalet sözleşmesinin şekil şartları konusunda katı bir tutum benimsemektedir:
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, kefilin el yazısıyla azami miktarı yazmadığı kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğunu, bu hükümsüzlüğün resen dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eşin rızası bulunmayan kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğunu, bu hükümsüzlüğün yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceğini ve hâkim tarafından resen araştırılması gerektiğini karara bağlamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, müteselsil kefil sıfatının el yazısıyla yazılmaması halinde kefiletin adi kefalet olarak geçerliliğini koruyacağını, kesin hükümsüzlük yaptırımının uygulanmayacağını belirtmiştir. Bu karar, kefilin korunması ilkesi ile sözleşmenin ayakta tutulması ilkesi arasındaki dengeyi yansıtmaktadır.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, gerçek kişi kefilin 10 yıllık süre sınırını aşan kefalet taahhütlerinin süre dolmasıyla kendiliğinden sona ereceğini, bu konudaki düzenlemenin emredici nitelikte olup taraf iradesine bırakılmadığını vurgulamıştır.
Sık Sorulan Sorular
Son not: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Somut hukuki sorunlarınız için mutlaka bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.
Bu makale Av. Mustafa MALGIR tarafından hazırlanmıştır.