İdare Hukuku

Ana Sayfa/Makaleler/İdare Hukuku
İdare HukukuAv. Mustafa MALGIR6 Temmuz 2026

Tam Yargı Davası — İdarenin Tazminat Sorumluluğu

Tam Yargı Davası — İdarenin Tazminat Sorumluluğu

Tam yargı davası, idarenin işlem, eylem veya ihmallerinden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla açılan idari dava türüdür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde düzenlenen bu dava türü, idari yargının tazminat davası olarak nitelendirilir. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak idare, faaliyetleri nedeniyle bireylere verdiği zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Bu makalede tam yargı davasının tanımı, şartları, tazminat hesabı, dava açma süreleri ve iptal davasıyla ilişkisi kapsamlı olarak ele alınmaktadır.

Tam Yargı Davası Nedir ve Hangi Yasal Düzenlemeye Dayanır?

Tam yargı davası, idarenin işlem veya eylemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlerin açtığı, maddi ve manevi tazminat taleplerini içeren idari dava türüdür. İYUK m.2/1-b'de düzenlenmiş olup idari eylem ve işlemlerden doğan zararların giderilmesi talebiyle açılır. Anayasa'nın 125/son maddesi bu davanın anayasal temelini oluşturur.

Tam yargı davası, iptal davasından farklı olarak bir idari işlemin iptalini değil, idarenin verdiği zararın tazmini amacını taşır. Bu dava türünde davacı, idarenin hukuka aykırı işlem veya eyleminden dolayı uğradığı zararın tazminini talep eder. Mahkeme, davacının talebini kabul ederse idareyi belirli bir miktar tazminat ödemeye mahkum eder.

Tam yargı davası yalnızca tazminat talebi ile sınırlı değildir. İYUK m.2/1-b, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan “tam yargı davaları”ndan söz eder. Bu kapsamda tazminat davaları, istirdat (geri alma) davaları ve vergi davalarının bir kısmı da tam yargı davası niteliğindedir.

Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” hükmünü içerir. Bu hüküm, idarenin tazminat sorumluluğunun anayasal temelini oluşturmakta ve tam yargı davasının anayasal güvencesini sağlamaktadır.

Tam Yargı Davasının Şartları Nelerdir?

Tam yargı davası açabilmek için idarenin bir işlem, eylem veya ihmalinin bulunması, bu işlem veya eylemden bir zararın doğmuş olması, zarar ile idari faaliyet arasında illiyet bağının mevcut olması ve davacının kişisel hakkının doğrudan ihlal edilmiş olması gerekir.

İdari faaliyet: Tam yargı davasına konu olabilecek idari faaliyetler; idari işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmelerdir. İdari işlem, idarenin tek yanlı irade açıklamasıyla hukuki sonuç doğuran kararıdır. İdari eylem ise idarenin fiili davranışlarını ifade eder; yolun bozuk olması, hastanenin hijyen kurallarına uymaması gibi durumlar buna örnektir.

Zarar: Tam yargı davasında davacının maddi veya manevi bir zarara uğramış olması gerekir. Maddi zarar, kişinin malvarlığındaki fiili azalmayı ve yoksun kalınan kazancı kapsar. Manevi zarar ise kişinin duyduğu acı, elem, üzüntü gibi manevi değerlerindeki eksilmeyi ifade eder.

İlliyet bağı: İdarenin işlem veya eylemi ile davacının uğradığı zarar arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, idarenin faaliyetinin doğal ve zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmalıdır. Mücbir sebep, zarar görenin kusuru veya üçüncü kişinin kusuru illiyet bağını keser veya zayıflatır.

Kişisel hak ihlali: İptal davasından farklı olarak tam yargı davasında menfaat ihlali yeterli değildir; kişisel hakkın doğrudan ihlal edilmiş olması gerekir. Bu, tam yargı davasının daha dar bir ehliyet koşuluna sahip olduğu anlamına gelir.

Hizmet Kusuru Nedir ve Tazminat Sorumluluğunu Nasıl Etkiler?

Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi halinde ortaya çıkan kusur türüdür. İdarenin tazminat sorumluluğunun en yaygın dayanağı hizmet kusuru olup idarenin objektif bir kusur anlayışına dayanır ve kamu görevlisinin kişisel kusurundan bağımsız değerlendirilir.

Hizmet kusuru, kişisel kusurdan farklı olarak idarenin tüzel kişiliğine atfedilen bir kusurdur. Kamu görevlisinin kim olduğunun belirlenmesine gerek yoktur; önemli olan hizmetin gereği gibi yürütülüp yürütülmediğidir. Danıştay içtihatlarında hizmet kusurunun üç hali şöyle sıralanır:

Hizmetin hiç işlememesi (hizmetin yokluğu): İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu hizmeti hiç sunmaması durumudur. Örneğin itfaiyenin yangına hiç müdahale etmemesi, polisin ihbar edilen suça karşı hareketsiz kalması bu kapsamdadır.

Hizmetin geç işlemesi: İdarenin hizmeti sunması gerekirken makul sürede sunmaması durumudur. Ambulansın geç gelmesi, yol onarımının zamanında yapılmaması bu kapsamda değerlendirilir.

Hizmetin kötü işlemesi: İdarenin hizmeti sunması ancak bunu gereği gibi, standartlara uygun olarak yapmaması durumudur. Hastanede yanlış tedavi uygulanması, trafik işaretlerinin yanlış konulması gibi durumlar bu kapsamdadır.

Hizmet kusuru halinde ispat yükü kural olarak davacıdadır. Ancak bazı durumlarda kusur karinesi uygulanarak ispat yükü idareye geçirilir. İdare, hizmetin gereği gibi yürütüldüğünü kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilir.

Kusursuz Sorumluluk Halleri Nelerdir?

Kusursuz sorumluluk, idarenin herhangi bir kusuru bulunmasa dahi faaliyetlerinden kaynaklanan zararları tazmin etmekle yükümlü olduğu sorumluluk türüdür. Risk ilkesi ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi olmak üzere iki temel ilkeye dayanır. Bu sorumluluk türü, hizmet kusurunun yetersiz kaldığı hallerde devreye girer.

Risk ilkesi: İdarenin yürüttüğü tehlikeli faaliyetlerden veya tehlikeli araç-gereçlerden kaynaklanan zararlar, idarenin kusuru olmasa bile tazmin edilir. Askeri tatbikat sırasında sivil halka verilen zarar, polis operasyonunda zararsız üçüncü kişilerin zarar görmesi, nükleer santral veya baraj gibi tehlikeli tesislerden kaynaklanan zararlar risk ilkesi kapsamında değerlendirilir.

Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi (kamu külfetleri karşısında eşitlik): İdarenin hukuka uygun faaliyetleri nedeniyle belirli kişi veya grupların diğerlerine oranla özel ve olağandışı bir zarara uğraması halinde bu zararın tazmin edilmesini gerektirir. Bayındırlık faaliyetleri nedeniyle taşınmazın değer kaybetmesi, imar planı değişikliği nedeniyle uğranılan zarar bu kapsamda değerlendirilir.

Kusursuz sorumlulukta da illiyet bağının varlığı aranır. Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin kusuru illiyet bağını keserek idarenin sorumluluktan kurtulmasını sağlayabilir. Ancak sosyal risk ilkesi kapsamında (terör olayları gibi) illiyet bağı aranmaksızın idare sorumlu tutulabilmektedir.

Sorumluluk TürüDayanakKusur Aranır mı?Örnek
Hizmet kusuruHizmetin gereği gibi işlememesiEvet (objektif kusur)Hastanede yanlış tedavi
Risk ilkesiTehlikeli faaliyet/araçHayırAskeri tatbikatta sivil zarar
Fedakarlığın denkleştirilmesiÖzel ve olağandışı zararHayırİmar planı değişikliğiyle değer kaybı
Sosyal riskToplumsal olaylar/terörHayırTerör saldırısında sivil zarar

Tam Yargı Davasında Tazminat Nasıl Hesaplanır?

Tazminat hesabı, davacının fiili zararı, yoksun kalınan kazanç ve manevi zarar olmak üzere üç temel kalem üzerinden yapılır. Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırarak zararın miktarını belirler. İYUK m.16/4 uyarınca tazminat miktarı davacının talebiyle sınırlıdır; mahkeme, talep edilen miktarın üzerinde tazminata hükmedemez.

Maddi tazminat kapsamında fiili zarar ve yoksun kalınan kazanç hesaplanır. Fiili zarar, davacının malvarlığındaki fiili eksilmeyi ifade eder: tedavi masrafları, tamir giderleri, yıkılan binanın değeri gibi kalemler bu kapsamdadır. Yoksun kalınan kazanç ise zarar verici olay olmasaydı davacının elde edeceği gelirin hesaplanmasıdır; iş göremezlik tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı bu kapsamda değerlendirilir.

Manevi tazminat, kişinin duyduğu acı, elem, üzüntü ve yaşam kalitesindeki düşüş nedeniyle hükmedilir. Manevi tazminatın miktarı, olayın özellikleri, tarafların ekonomik durumu, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi gözetilerek belirlenir. Danıştay, manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, ancak caydırıcı bir miktarda olması gerektiğini vurgulamaktadır.

İYUK m.13/3'e göre tam yargı davası açarken talep edilen tazminat miktarı gösterilmelidir. Ancak 2013 yılında yapılan kanun değişikliğiyle İYUK m.16/4'e eklenen hükümle, dava dilekçesinde belirtilen tazminat miktarının artırılması imkanı getirilmiştir. Buna göre davacı, bilirkişi raporu veya keşif sonucuna göre tazminat miktarını artırabilir.

Tazminat hesabında kusur oranı da dikkate alınır. İdarenin tam kusurlu olması halinde zararın tamamı tazmin edilir. Ancak zarar görenin de kusuru varsa (müterafik kusur) tazminat miktarından indirim yapılır. Üçüncü kişinin kusuru halinde ise idarenin sorumluluğu kendi kusur oranıyla sınırlı kalır.

Tam Yargı Davasında Dava Açma Süresi Nasıl Hesaplanır?

İdari işlemlerden doğan tam yargı davalarında dava açma süresi, işlemin tebliğini izleyen günden itibaren 60 gündür. İdari eylemlerden doğan tam yargı davalarında ise İYUK m.13'e göre zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde önce idareye başvuru yapılmalı, ardından 60 gün içinde dava açılmalıdır.

İdari işlemlerden kaynaklanan tam yargı davalarında süre hesabı iptal davasındaki gibidir: İYUK m.7'ye göre 60 günlük dava açma süresi, işlemin tebliğini izleyen günden başlar.

İdari eylemlerden kaynaklanan tam yargı davalarında ise İYUK m.13 özel bir süre ve usul öngörmüştür. Buna göre:

1) İdari eylem nedeniyle hakları ihlal edilen ilgili, zararı öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye başvurarak zararın tazminini istemelidir.

2) İdarenin bu başvuruyu kısmen veya tamamen reddetmesi halinde, ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde dava açılmalıdır.

3) İdare 60 gün içinde cevap vermezse başvuru reddedilmiş sayılır ve bu tarihi izleyen 60 gün içinde dava açılabilir.

İptal davası açılmış ve bu davada iptal kararı verilmişse, İYUK m.12'ye göre iptal kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde tam yargı davası açılabilir. Bu düzenleme, davacının önce iptal sonra tazminat yolunu tercih etmesine olanak tanır.

Tam Yargı Davası ile İptal Davası Arasındaki İlişki Nedir?

İYUK m.12'ye göre ilgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla üç seçenekten birini kullanabilir: doğrudan tam yargı davası açabilir, iptal ve tam yargı davasını birlikte açabilir veya önce iptal davası açıp sonucuna göre tam yargı davası açabilir. Bu üç yol birbirinin alternatifi olup davacının tercihine bırakılmıştır.

Doğrudan tam yargı davası açılması: Davacı, idari işlemin iptalini talep etmeksizin doğrudan tazminat talebinde bulunabilir. Bu durumda mahkeme, işlemin hukuka aykırılığını tazminat talebi çerçevesinde inceler ancak işlemin iptali yönünde karar vermez.

İptal ve tam yargı davasının birlikte açılması: Davacı aynı dilekçeyle hem işlemin iptalini hem de tazminat talebini ileri sürebilir. Bu durumda mahkeme her iki talep hakkında da karar verir.

Önce iptal davası, sonra tam yargı davası açılması: Davacı önce iptal davası açar, iptal kararının kesinleşmesinin ardından 60 gün içinde tam yargı davası açabilir. Bu yol, zararın miktarının henüz belirli olmadığı veya iptal kararının sonucunun beklenmek istendiği durumlarda tercih edilir.

İdari eylemlerden doğan tam yargı davalarında iptal davası açılması söz konusu değildir; çünkü ortada iptali gereken bir idari işlem bulunmamaktadır. İdari eylemlerden kaynaklanan zararlar için doğrudan İYUK m.13 kapsamında tam yargı davası açılır.

Tam yargı davasında mahkeme, idarenin işlem veya eyleminin hukuka aykırılığını tespit eder ve zararın tazminine hükmeder. Ancak tam yargı davasında verilen karar, dava konusu idari işlemi ortadan kaldırmaz; işlem hukuken varlığını sürdürmeye devam eder. İşlemin ortadan kaldırılması ancak iptal kararıyla mümkündür.

Tam Yargı Davasında Faiz ve Yargılama Giderleri Nasıl Hesaplanır?

Tam yargı davasında hükmedilen tazminata, dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilir. Faiz oranı, kanuni faiz oranı olarak uygulanır ve yıllık yüzde 9'dur [DOĞRULANMALI - güncel yasal faiz oranı kontrol edilmelidir]. Yargılama giderleri ise davayı kaybeden tarafa yükletilir; kısmen kabul halinde giderler oransal olarak paylaştırılır.

İYUK m.28/6'ya göre tazminat davalarında kararın idareye tebliğinden itibaren 30 gün içinde idarece ödeme yapılması gerekir. Bu süre içinde ödeme yapılmaması halinde, kesinleşmiş mahkeme kararı icra yoluyla takip edilebilir. Ancak idarenin mallarına karşı cebri icra uygulanmasında bazı sınırlamalar mevcuttur.

Davacının talebi kısmen kabul edilmişse, kabul edilen miktar üzerinden faiz işletilir ve yargılama giderleri haklılık oranına göre paylaştırılır. Davanın tamamen reddi halinde davacı yargılama giderlerine ve karşı taraf vekalet ücretine mahkum edilir.

Tam yargı davasında avukatlık vekalet ücreti, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenir. Tazminat davalarında vekalet ücreti, hükmedilen tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanır. Davanın reddi halinde ise maktu vekalet ücreti uygulanır.

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlıklarda mutlaka bir avukattan profesyonel hukuki destek alınması tavsiye edilir.

Bu makale Av. Mustafa MALGIR tarafından hazırlanmıştır.

Son Güncelleme: 6 Temmuz 2026
Bize Yazın